KaLbİm ELleRim KaDAr kÜçüK DeĞiL...

24/4/2007

Gecenin körü, mektup

Kategori: burcuca

.......Bir ay kadar önce bir gece yarısı üç duble rakıdan sonra nakavt olmuş, gecenin karanlığına çizilen kesik beyaz çizgileri bir arabanın ön camından takip ederken, aklıma geliverdin. Dünyama gelişi önceden saptanamayan bir meteor gibi çarptın. İnan o ana, o geceye kadar aklıma bir kez bile gelmemiştin..........

25/3/2007

Benim için bütün Zaferlerim!

Kategori: burcuca

Tam 10 yıl önce kendime verdiğim büyük bir sözün gerçekleşmesine çok ama çok az kaldı……

Aradan geçen zaman zarfında, büyük sözümün büyük yükü altında ezilip kaybolduğumu hiç hissetmedim, aksine, elimden ne geliyorsa yaptım.

Aradan tamı tamına 10 yıl geçti. Büyük düşlere hevesli küçük kızdan, küçük bir kadın oluştu.

Bugün, sözüme giden yolda bir adım daha geride kaldı,

..ve ben mutluyum.

 

Bugüne kadar elde ettiğim tüm zaferlerim sadece benim içindi!

 

24/3/2007

"Seni Arama" Yolculukları

Kategori: burcuca

Şimdi buradan geriye baktığımda, ikimize ait hiçbir anının hiçbir köşesinde hiçbir mutluluğun izini sürüyorum. Şimdi, gecenin insanlar tarafından terk edilmiş şu birkaç saati boyunca ben, seni arayacağım.

Sana verdiğim tüm unvanları,umutları, mutlulukları yeniden elinden alıp, senden bana kalan tüm acıları, kederleri, gözyaşlarını yeniden sileceğim varlığımdan.

Yıllanmış metinlerimin arasında, kişisel dramlarımın sahnelendiği  bellek tünellerinde dolaşarak o çok özlediğim kokunu anımsamaya çalışacağım yeniden. Sonra bal rengi gözlerini, şifreli gülüşlerini hatta belki ellerini. Beni sarhoşa çeviren boyalı sözlerini sileceğim duvarlarımdan yeniden ve yeniden. Ama hayır, sevgilim bu sefer kin tutmak yok.

Şimdi simsiyah gecenin simsiyah mürekkebinin içinde bir ben parlayacağım yeryüzünün bu köşesinde.

Oysa…

Oysa seni arama yolculuklarım hep aynı sonla noktalanıyor.

Anlıyorum ki seni içimde bile terk etmişim ve biliyorum ki “ölmüş” aşklardan hiçbiri diriltilemez.

 

19/3/2007

Uzun Zaman Sonra....

Kategori: burcuca

Uzun zaman oldu..

Hesaplamaya korkacak kadar uzun bir süre geçti üstünden..

Gecelerce beni uykusuz bırakan, çıktığım tüm yolculuklarda başımın etini yiyen iç sesim sonunda sustu. Başımı yastıklara korkusuz emanet ediyorum artık. Kabuslar yok oldu. İnatlaşmalar, anlamsız kalan direnmeler, isyanlarım sona erdi..

Hayat, bazen çok ama çok kötü şakalar yapabiliyordu.

Kayıpları yaşatıyordu en başta. Varlıklara, bir şeylerin “var” olma durumlarına şükrediyorum.

Hayatın kitabında bana ayrılmış bölümlerde henüz kaç cümlenin üstünden geçip kaç noktayı arkamda bıraktığımı hesaplıyorum. Kaç virgül öldürdüm? Kaç paragraflık ömrüm var?

 

Uzun zaman oldu..

Saymaya korkacak kadar çok mevsim geçti..

Bakışlarım değişmedi, ellerim aynı. Kilom değişmedi, saçlarım daha uzun belki. Gülüşlerim, en çok gülüşlerim sarsıldı. Buruk, kırık, solgun,durgun, gizemli,beklemeli,hesaplı…

 

1,2,3,……,10,11,……………,25,……..

 

tutuyorum nefeslerimi, “neden” diye sormuyorum çizgime.. Nedeni yok, kabul etmekten çok kucaklıyorum aslında. Aslında çok şeye beceriksizim. En başta sevmeye belki.

 

Uzun zaman oldu..

Beni benden uzaklaştıracak kadar çok ay geçti üzerinden..

Anlıyorum; herkesinki kadar hüznüm, herkesinki kadar derdim, en az herkesinki kadar ümidim var. Özel değilim farkındayım, hiç özel biri olamadım hatta. Sokakta yürürken kimsenin gözlerine bakacak kadar cesur değildim. Cesur olmamaktan çok, korkaktım da. Güzelliğimi kendime kanıtlamam lazımdı çünkü daha önce hiç kimse (hiçbir erkek)  bana ayna tutmamıştı. Cesur olmayı başardığım sadece tek bir yer vardı:

 

Bana ait cümlelerin, kelimelerin,hikayelerin ülkesi..

 

Utangaçlığım ya da içe dönüklüğüm, kendimi kolay ifade edememem, kırılganlığım… Zayıf yanlar mı sayılırlar, yoksa bir kız için normal miydi? Çözemiyorum, artık önemli değil.

Yalınlığın , yalnızlığın en kavurucu yerinde kendime sarılmayı öğreniyorum. En çok kendimi seviyorum, kıskanıyorum, kendimi başkalarıyla (erkeklerle) paylaşmaya korkuyorum. Zor geliyor yabani duruşuma bir hayatı, gündelik olayları sevgiliyle paylaşmak; tek kişilik değil de çift kişilik düşünmek,hayal kurmak…

Oysa ben özgürlüğümü istedim. Geleceğime, kararlarıma, yaşantıma, zevklerime, heveslerime kimseler karışmasın istedim. Tek başıma olmayı öğrenmek istedim.

Yine de…

Hiç pişman değilim.

“Pişmanlık” kelimesi sözlüğümde yok…

 

Cesur olmayı başardığım tek yer vardı…

Güzel olmayı denediğim kendimce,

Hesapsız, uçuk kaçık, akıllı durduğum…

Tek bir yer vardı..

Cümlelerimin arası, noktalarımın gölgesi, kelimelerimin izdüşümleri…….

 

Sevgiler.

 

 

 

 

12/11/2006

Yirmi dört..

Kategori: burcuca

Ona kadar sayıyorum.

Ondan ötesine de varıyorum yorgun argın. Yirmiye tırmanıyorum ardından. Yirmi dört son durak.

Baştan başlıyorum usulca. Derin nefeslerimin saklambaç oyununda sayılacak son sayı yirmi dört.

Bir..

İki..

Üç..

Uykum geliyor..

Dört..

Beş..

Gün ağarıyor..

Altı..

Ezanlar okunuyor..

Yedi..

Uzaktan bir martı sesi..

Sekiz..

Sabah haberleri başladı..

Dokuz..

Penceremi öptü güneş..

On..

Gözlerim kapanıyor..

On bir..

On iki..

On üç..

 

Saymaya devam ettikçe dağılıyor, yıkılıyor duvarlar.  Daha neyim kaldı ki yıkıp dökecek. Serpintili bulutlu diyor hava durumu. Bilmiyorlar yağmur var burada oysa. Pembe dizi, beyaz dizi fark etmiyor hepsinde de kederin dokusu aynı. Anasona bulananlar kadar henüz bulanmamış olanları da var fotoğraf karelerinin.  “Neyse” diyor balkona konan kargacık. O simsiyah gözleriyle “boşver” çekiyor içlice.  Gülümsüyorum, yumuyorum gözlerimi yeniden. Sıcacık yatağımda, olmayan düşlerimle başbaşayım. Küskünlüğün tarifini unuttuğumdan beri ilk kez bu kadar tanımsızım. Sanki yol dediğim çizgiyi çizmeye yeni baştan başlamışım.

Sanki kimsesiz rüyalarıma saklanıp soluklanmışım.

Sanki kabullenmişim.

4/11/2006

Düğümsel

Kategori: burcuca

Hayatımı basitleştirmeye çabaladıkça daha da düğümleniyor her şey. İçinde bulunduğum durumları gözlerimi kapatarak aşmaya çalışıyorum, deniyorum, susuyorum. Olmuyor ve her geçen gün yaşamıma yeni insanlar ekleniyor. Renksizliğimi bulandırıp geri veriyorlar ellerime sadece. Cansızlaştıkça cansızlaşıyor dünya. Zaten daha da erken kararıyor hava. İçimden hiçbir şey gelmiyor oysa.

Ölmek bile..

Sevmek bile..

 

1/11/2006

İnledi Nağmeler.....

Kategori: burcuca

Birkaç kadeh içesim geldi yine. “İnleyen nağmeler ruhumu sardı” dedi usta, ağlamaklı gözleriyle. Dudaklarım mı titredi ne? Yok, titreyen ruhumun susturulmuş bir köşesiymiş yine. Vurdum ağzımın orta yerine, yansımam sarsıldı derince. Sinsice güldü, “acımıyor” diye haykırdı yüzüme. Korktum galiba, kötü kalpli değildin sen ne oldu, olan olmuş ya tutuklatmış kendini izinsiz düş yapımına başlamış diye.

Allah kurtarsın o halde…

İçelim biz…

Gelecek günlere..

« Önceki —