.......Bir ay kadar önce bir gece yarısı üç duble rakıdan sonra nakavt olmuş, gecenin karanlığına çizilen kesik beyaz çizgileri bir arabanın ön camından takip ederken,...
Tam 10 yıl önce kendime verdiğim büyük bir sözün gerçekleşmesine çok ama çok az kaldı…… Aradan geçen zaman zarfında, büyük sözümün büyük yükü altında ezilip kaybolduğumu...
Şimdi buradan geriye baktığımda, ikimize ait hiçbir anının hiçbir köşesinde hiçbir mutluluğun izini sürüyorum. Şimdi, gecenin insanlar tarafından terk edilmiş şu birkaç saati boyunca ben,...
Uzun zaman oldu.. Hesaplamaya korkacak kadar uzun bir süre geçti üstünden.. Gecelerce beni uykusuz bırakan, çıktığım tüm yolculuklarda başımın etini yiyen iç sesim sonunda sustu. Başımı yastıklara...
Ona kadar sayıyorum. Ondan ötesine de varıyorum yorgun argın. Yirmiye tırmanıyorum ardından. Yirmi dört son durak. Baştan başlıyorum usulca. Derin nefeslerimin saklambaç oyununda sayılacak son sayı...
Birkaç kadeh içesim geldi yine. “İnleyen nağmeler ruhumu sardı” dedi usta, ağlamaklı gözleriyle. Dudaklarım mı titredi ne? Yok, titreyen ruhumun susturulmuş bir köşesiymiş yine. Vurdum...
Eski defterlerimi karıştırdım biraz, konuşturuldum daha doğrusu. Tatlı bir arkadaşımla “aşk acısı” konulu sohbetimiz sonucunda aklıma düşenlerdi bunlar.. Eskimiş ve unutulmuş defterlerin şerefine.. Bu suskunluğun...
Bu bir veda yazısı, sadece “ bir” kişi için. Eğer o kişi değilseniz lütfen sizi terk ettiğimi düşünmeyin,çünkü bir yerlerde sizinle karşılaşma oranımız çok daha...
Kırılarak binlerce parçaya bölünmelere inat, güzel günlerin elbet bir zaman yolumuza serileceğine inanıyoruz. Saflık, iyimserlik, kadercilik… Ne demek istiyorsan de. Dört yıllık arkadaşlarımla geçirilen müthiş bir...
Lütfen beni sever misiniz? Maksadım sevginizin sıcaklığından faydalanmak sadece. Malumunuz bu sabah tüm İstanbullular gibi ben de sarsıcı bir kış sabahına uyandım. Öyle ki çoktandır kullandığım...
Ben konuşamam çoğu zaman. Ellerine, gözlerine, dudaklarına, boynuna, omuzlarına bakar da avuç içlerimde saklı tuttuğum kelimelerimi çıkartıp dinletemem sana, sesimden. Dilim tutulur, güneş tutulur tutulmasına...
En başından başlamalıyım anlatmaya, es geçmeden hayallerimi ve bozgunlarımı. Derin nefeslerin saklambaçlarında gizli ağlaşmalarımı… Adını bilmediğim duygularla sarmaş dolaş uykuya dalışlarımı… Sıfatsız bildiğim adamlara duyduğum...
Cevaplarını merak etmediğim sorular var ceplerimde, karşımda oturan siz. Sormuyorum, artık meraksızım. Belki size göre ben eski halimden oldukça farksızım. Dudaklarım aynı, aynı kaşım gözüm,...
Arkama yaslanıp hayatımda olan bitenleri izliyorum. Öyle tembel ve korkağım ki her şeyi zamana yüklüyorum son vakitlerde. Zaman, kaderimle birlikte bana yeni oyunlar hazırlama telaşındayken,...
Üşütmüşüm, birkaç gündür evde, durmadan akan burnumla başbaşayım. Bunu bile özlemişim. Gri gökyüzüne saklanıp, sokak ortasında rüzgara saçlarımı emanet etmeyi, üşümeyi, panjuruma pıtır pıtır çarpan...
Satırları dolduracak bir şeylerim yok bu aralar… Nefes al, nefes ver.. Uyu, uyan.. O kadar.. İnsanlar artık ağlamasınlar..
Damlalanır kaldırımlar usulcacık, ılık bir elin hafifçe teması gibi anlık Kuruyup giderler mi yastığımın kenarında bir gececik daha Sessizliğin ortasından gelen adam, kaç mevsim duracaksın yanımda Ben...
şehir tüm kandillerini yaktı ve deniz yalnızca mavi gümüşten bir kaşıktı kırgınlık, kıskançlık ve biraz da hasretle seyredaldım otobüsün yeni yıkanmış gıcır camında omuz omuza uyuyakalmış yaşıtlarımı genç...
Olmuyor, Zaten ne yapsam hep yanlış duruyor.. Ve bana en çok “yalnızlık” dokunuyor… Olmuyor, İhanetlerim hiç bitmiyor, Sancılı anılar dinmiyor… Olmuyor, Biraz uzun ve çokça kısa geliyor, Yaptıklarımın altında eziliyor, Yapacaklarımın üstünde...